Pages

aşkın e hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşkın e hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.9.12

bir gün, tekrar...

hiçbir şey yapma sen. aman, hiçbir şey hissetme ! ben burada, bütün bu öfkemi dindirecek, senin ve daha başkalarının yerine geçerek beni sakinleştirecek kişiyi bekleyedurayım. beklerken senin mutluluk oyunlarına inanıp üzüleyim. bir gün, tekrar mutsuz olursan, yanında olmamanın hayallerini kurayım, çünkü sadece o zaman tamamen kurtulduğumu anlarım. 

hayatınızda bir şeyler düzgün giderken, hatta (tahtalara vurarak) pek çok şey düzgün giderken, acı veren bir şeyi görmezden gelmek kolaydır ve zordur. defalarca bakmayacağım, artık sana yazmayacağım, beni düşünüp düşünmediğini bile düşünmeyeceğim dememe rağmen, hala kendi kendimi ezerek yapıyorsam bir şeyleri, iyi bir dayağı hak ettim gerçekten. kendimi cezalandırmakta üstüme yokken, senin kendimi suçlu hissettirmekte üstüne yok. işte, zaten bu ve buna benzer birçok yüzden, 

we were perfect together... 

ama neyse ki, bir sözüyle güldürebilen *gerçek* arkadaşlar var. 
yapılması gereken işler var. 
mutlu şarkılar var.

yine de önce summertime sadness'ı bi dinlemek lazım. sonra gülecek bir şey buluruz illa ki. 

22.6.12

itiraf..

(@9113942)

10.8.11

bilseydim uyumazdım ki

rüyamda ellerini gördüm.

uyandıktan sonraki ilk saniyeler çok tehlikeli aslında. her şeyin bir rüya olduğunun anlaşılmasıyla her şeyi yapabilir bence insan. birkaç numarayı tuşlayabilir, bi mesaj atabilir o acıyla. geri dönmek istediğin bi süre çünkü o. rüyaya, eskiye, sevgiliye. elim telefona gittiğinde, o tehlikeli saniyeleri doldurmak üzereydim. sonra, mantıklı düşünmeye başladım. hayır, sadece düşünmeye başladım. düşününce geçiyor rüyanın etkisi. kayıp gidiyor. bi yerlere yazmıştım ya da o da bi rüyaydı ve şöyle bi şeydi, "insan en çok sevdiğinin ellerini özler".

ayrıca gitarının telini kopardığım için de üzgünüm :)

1.6.11

..

"bu sefer silmeyeceğim yazdığım her şeyi.. ilk defa bu kadar açık olacağım ve -büyük ihtimalle- son defa..

1.5 senedir, içimden geçenlerdi hep yazdıklarım, hiç yapmacık olmadım. yaşadıklarım da her zaman öyleydi zaten, seninleyken kimseye karşı olmadığım kadar doğaldım. o yüzdendi yaptıklarımdan sonra garip garip bakmaların; senin yanında içimden gelen coşkuya hiç karşı koyamadım. çünkü hep bastırıyorduk zaten bir şeyleri, sevgimizi bastırırsak daha az inciniriz sandık, özlemimizi bastırırsak hiç özlemeyiz sandık. ama şimdi yine tekrar tekrar dolaşıyor o aylar önce sorduğum soru kafamda: 'korkmadan sevsek mutlu olur muyduk?'

tek fark var o zamanla şimdi arasında, o zaman '2 mutsuz' değildik gerçekten. sadece yorgunduk belki, ve yine mutlu edebiliyorduk birbirimizi. sadece seslerimiz hayata bağlıyordu bizi, birbirine bağlanmış iki yaşam destek ünitesiydik (: şimdiyse.. mutsuz demek istemiyorum ikimize de, gelecekte bir gün, sadece gülümseyerek hatırlayacağımızı biliyorum o koskoca seneyi. yine de bunun için hala biraz erken sanırım.

hiç kızamadım sana, bilirsin. yine kızmıyorum zaten. tek benim hayallerim değil çünkü kırılan, sen de yaşıyorsun aynılarını, eminim. sana bu kadar yakınken, hiç olmadığım kadar uzaklaşmak istemezdim ama haklıydın işte. zamanla daha da zorlaşacaktı her şey, daha acı verecekti özlemler ve bu ayrılık. içimdeki o uğursuz umudu söndürmeye çalışıyorum şimdi, hayalperest olmanın acısını çekiyorum, oysa o kadar uyarmıştın di mi?

bu, buraya yazacağım son yazım; rüzgar girerken penceremden, karanlık basmışken etrafı, okuyup okumayacağını bile bilemezken, yapayalnız yazdığım bir yazı sadece.. biraz hüzün, biraz özlem, biraz sen, biraz ben olan içinde. hayatının her noktasından çıkmışken aslında, hayal gibi birazcık görünüp sonra yine kaybolacağım bir yazı.

ve o gece söyleyememiştim ama,

sana da teşekkürler beni çok sevdiğin için!
"
temmuz '09

-- 
o 'gelecekte bir gün' gelmiş bile. sadece bunu söylemek istedim.

6.5.11

plasebo

kocaman gülümsemeli bi surat çizmek, ilk günde işe yarayabilirmiş de. bunda bile plasebo etkisi olacağını nereden bilebilirdim :p bi de şu aspirin de işe yarasa iyi olacak, benim daha 19 mayıs'a kadar yapmam gereken bi ton şey var.

self help book'ları da bi süreliğine daha rafa kaldırabilirim sanırım. şunu dinlemek, bağıra bağıra söylemek bile mutlu edio. bunu da en iyi aslında yaşar yapıo sanırım. böyle musmutlu bi müziğe, bu kadar hüzünlü şeyler yerleştirmeyi diorum yani.

tamam, kabul ediorum, bütün bunların bugün ders arasında telefonumun saçma şehir kodlu bi numaradan aranmasıyla da alakası var :)

23.9.10

kader, kısmet vs.

uzak durmak mı, yakın olmak mı.. hangisi daha zor bilemezsin bazen. kendini tutarsın bi yere kadar ve sonrasını oluruna bırakırsın. o kadar çok şey istersin ki tam o sırada, ve tabi ki o kadar çok şeyin gerçekleşme şansı da çok düşük olduğundan, istemenin bile hata olduğunun farkına varırsın. gerçekleşseler farklı sanki.. o yüzden oluruna bırakmak, sadece hatayı üstlenmemeni sağlar, kadere suç atmak kolaydır. bu sefer bunu yapmamaya kararlıyım, gör bakalım!

.. ve cranberries'e ani dönüş yaptım gri şehrimin nadide radyo istasyonu max fm sayesinde..
and in the nights i could be helpless, i could be lonely, sleeping without u 
and in the days everything's complex, there's nothing simple when i'm not around u.. 

11.8.10

yalnızlardanım..

insan doğar, aşık olur, ölür..

26.7.10

papatya.


"ben hepsini 'seviyor' çıkanlardan seçtim.."


6.7.10

5!

bi sene çok şeyi değiştirmek için yeterliymiş. geçen sene bugün, bu saatlerde, yatağımda hıçkırırken, o yaşları akıtmama neden olan kişiyle kahkahalar atabilirmişim ve üstüne hayatım boyunca hiç sevmeyeceğimi sandığım bi tarih, hayatımın bir başka dönüm noktası olabilirmiş.

bi futureme iyi gider o zaman bu tarihe.
seneye görüşmek üzere! :)

7.6.10

uyuyamamak..?

"günbegün özleyip ama
iki çift laf edemeyip
tek başına aşık olmaktır bu belki?"

23.3.10

I..

"I... I used to make long speeches to you after you left. I used to talk to you all the time, even though I was alone. I walked around for months talking to you. Now I don't know what to say. It was easier when I just imagined you. I even imagined you talking back to me. We'd have long conversations, the two of us. It was almost like you were there. I could hear you, I could see you, smell you. I could hear your voice. Sometimes your voice would wake me up. It would wake me up in the middle of the night, just like you were in the room with me. Then... it slowly faded. I couldn't picture you anymore. I tried to talk out loud to you like I used to, but there was nothing there. I couldn't hear you. Then... I just gave it up. Everything stopped. You just... disappeared."

14.3.10

`so different than before` (:

bugün açık perdelerim, masamı da topladım.
dün hiç konuşmadık ~sayılır~..
ama şarkı söyledi bana, ona aldığım gitarla, gözlerimin içine baka baka.
"accidentally in love".. (:
bi de "resmen aşığım"ı söylesin diye zorladık, çok alakasız insanlarla.
söylemedi, ben söyledim arkasından hoplaya zıplaya :p
sonra bi baktım, kolyem kopmuş.
kenarı da yanmamış telefonumun bi daha.
ben de bi şarkı açtım eskilerden, "love" diye ~ne klişe isimmiş bu da :p
mutlu oldum.

hem toffifee'm var hala, daha ne olsun! :)

16.2.10

when?!

nasıl acıtmışsan canımı, korkudan sağa sola saldırıyorum artık.
kimseyi bu acıya bulaştırmak istemiyorum çünkü,  kendim bile nasıl çıkacağımı bilmiyorken, bir de başkasını düşünmek istemiyorum. uzak tutmak için herkesi, tırnaklarımı gösteriyorum aniden, ki bilirsin ne zor çıkardı o tırnaklar. bunu istemeden yaptığımı söylesem kimse inanmaz, gerçekten üzgün olduğumu söylesem bi işe yaramaz.
çevremde bulunan duvarları sağlamlaştırıyorum kendi yaptığım hatalarla.
çünkü kendimi korumaya çalışırken -bilinçsizce-, başkalarını üzdüğümü fark ediyorum.
-ki bunu fark etmem de tam olarak "everything is going to be alright" yazısının bir kere daha aniden karşıma çıkmasından kısa bir süre sonrasına denk geldi, ironik bi şekilde.
ve ben günü gününü tutmayan biri olduğumu sanırken, o an, tam o an, anı anına uymayan biri olduğumu bi kere daha anladım.
o neon ışıklarla yazılmış yazıya inanmak istiyorum, ama yine "when?!" diye sormadan edemiyorum.
nasıl acıtmışsan canımı..

7.2.10

what dreams may come..

`sometimes, when you win, you lose..`

ama kabullenmek istemez ki insan. ben de hep inkar ettim..
vapurlarla karşıya geçtiğim, martıları görebildiğim en son noktaya kadar takip ettiğim, kırmızı bir tramvayın sesini duyduğumda gülümsediğim her an inandım.. her an orada olmamın, kazanmak olduğunu tekrar ettim kendi kendime. gittiğime hiç pişman olmadım.. iki tanecik güzel anı kaldı elimde, ben daha çoğuyla döneceğimi hayal etmişken hep..

sana hiç kızamadım ama, belki de fark ettiğimden çok daha fazlasını kaybettim o birkaç ayda..
ama..

`sometimes, when you lose, you win..` (:

27.1.10

sonşarkı..

`ben hep sana gelirim`.. bunu bil!

23.1.10

'yalansan..'

elimde değil? şebnem'den.. ve litvanya da? hadi son ikisini anlayabiliyorum. ama 'elimde değil' ne demek şimdi, hem de omzuna yatarken.. gözlerimi kapamışken ve tepkisizliği canımı yakarken. ve de geçti diyebiliyorken günlerdir.. hep böyle mi olacak? bana söylediklerini hatırlamadığım için sevindiğim her günün sonunda, bunları mı görücem?

uykum da hiç yoktu, keşke uyumasaydım..

21.1.10

bi umut

günlerdir görmüyor olmam, merak dışında hiçbir şey uyandırmıyorsa, biraz olsun geçmiş demektir bence :) e yup!

13.1.10

ne?!

"Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez bir yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor, senin gibi: 'Çok önemli işlerim var benim!' Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar!" 
"Ne?!"
"Mantar!"

(Küçük Prens)

aklımda bi şeyler var ama, bakalımm.. :ıslıkçalansmiley:

6.1.10

dağınık?

masam çok dağınık, ekrandan 1saniye gözümü ayırınca başım dönüyor. uzun süre ekrana bakınca da başım dönüyor. belki de dağınıklıkla alakası yoktur?

bugün fark ettim. aslında önceden de fark etmiştim sanırım.. kötü olamıyorum, ama bu benim için çok kötü oluyor. birileri bu sıralar gayet iyi olduğunu söylüyor, çünkü başka biri için aylarca çektiği acı geçmiş gözüküyor. beni hiç düşünmüyor bile tabi, çünkü dedim ya, başka biri için aylarca çektiği acı geçmiş gözüküyor.

'istiklal caddesi kadar' dediğinde bile üstüme alınıyorum, elimde olmadan.. :x: yapıveriyorum.. senin diyor, söylüyorum, ama anlamıyor. seni anlamayan birini sevmek ne kadar zormuş, hele hiç anlamadığını yıllar sonra fark etmek..

son bi soru: anlıyor musun?!

'mon coeur s'ouvre à ta voix..' biraz da o yüzden açmadım dün gece telefonu, anlasana! iyi ki annem benim odamda uyuyakalmış.

1.12.09

bugün..

hiçbi şey bu kadar hızlı değişmemeli bence. bi sene önce, bu saatlerde, sen varken aklımda resmen uçarken havalarda, bi sene sonra aklıma geldiğinde bi acı almamalıydı içimi mesela. bi şeyleri söyleme fırsatım bu kadar ani alınmamalıydı elimden, sırf bi zamanlar söylemedim diye. havada kalmamalıydı her lafımızın sonu, konu bize geldiğinde. bu kadar beceriksiz olacağımızı bile bile, bu kararı vermemeliydin hatta.

ne zamandır ilk defa suçluyorum seni. yanılmışım, alışamamışım demek ki, kendimi kandırmaya devam sadece. hiçbi şeyi geri istemiyorum artık, her şey geçsin diye bekliyorum. yatsam, kalksam, bitse. gülsem. gülsek. içten.