Pages

23.10.11

anlam

bi süredir mutlu olmak o kadar zor ki.

nick, mektubunda hiçbir şeyi gözünde büyütme dediğinden beri, her şey daha büyük geliyor gözüme. resimdeki çocuk gibi kocaman bi kafam var sanki. ama o mutlu tabi, su verdiği çiçekleriyle. gerçi, bakınca benim de gülesim geliyor :) gerçi, şimdi de düşündüm de, canımı acıtan şeyler zaten çok kocaman. elimden bir şey gelmiyor, elinden bir şey gelebilecek olanlar ise bir şey yapmıyor. ve ben kızıyorum, kaybedilenlere üzülüyorum. biraz daha yalnız hissediyorum kendimi, biraz daha yabancı hissediyorum bazı insanlara. anlam veremiyorum ve asıl, asıl o anlam verememe yoruyor beni.

başka şeylerde de olduğu gibi. çünkü ben, anlam veremediğim şeyleri çözmeden bırakamıyorum. en iyi ihtimal, anlam veremeyeceğim başka bir şey bulmak.

2.10.11

güneşi severim.

eylüle bi derece katlanabilirdim. ama ekime hiç hazır değilim. hava bu kadar soğuk olmamalı mesela, ben uzun kollu şeyler giymemeliyim, yorganla uyumamalıyım, odama güneş geldiğinde perdemi açık tutmamalıyım. kısacası, üşümemeliyim.

ama yeni kararlar aldım. hakkımda yazılan bi yazıya başta çok fazla duygulanıp günler sonra mantıklı düşünmeye başlayabildiğimde. böyle, her yere yazıyorum, herkese söylüyorum ki, unutmayayım, vazgeçmeyeyim. bu tatil bana o kadar iyi geldi ki, o yüzden bırakmak istemiyorum sanırım. birazcık daha iyi olmak istememi, herkes anlayabilir herhalde, di mi?!

o zaman, hem bi şeylere çok uygun, hem de günlerdir loop'tan çıkmayan şu şarkıyı dinleyin siz de.
>> there are moments when i don't know if it's real ...

en azından hava bulutsuz. gökyüzü masmavi. hep güneş var, artık erken batıyor olsa da.

27.9.11

"evli misin?"

hayatta, en sevdiğim çocuk film karakteri olan alexandria türkmüş!! :p şu, the fall'daki, kırık koluyla oradan oraya bi masal dinleyebilmek için koşturan, söylenenleri anlamadığı zamanki gülüşüyle, "what?!" deyişiyle beni benden alan küçük kız.


bugün karşılaştım kendisiyle. ama alexandria'ya çok benzediğini, yanından ayrıldıktan sonra fark ettim. konuşmaları ise tamamen alexandria'nınkilere eş değer bi şapşallıktaydı. çünkü pek alışkın değilizdir küçük bi kızın içi gülen gözlerle yaklaşıp "evli misin?" diye sormasına ya da durup dururken "sen çok büyüksün" demesine. hele ki, şu diyalogdan sonra, ailesi, kızlarını kaçırmadığıma dua etsin.

- sen saçlarını boyatmışsın.
+ hayır, boyatmadım.
- ama sarı, boyatmışsın.
+ hayır ya, inanmıo musun, kendi rengi böyle.
- küçükken de mi böyleydi?
+ evet, hatta daha açıktı, bu koyulaşmış hali.
- hmm. o zaman annen küçükken boyamış.

:) of. yirim. babamı "cumhurbaşkanı"na benzetmesine değinmiyorum bile.

23.9.11

>> iyi dilekler alınır

siz de benim gibi, biliyorsunuz ki, çok isteyince oluyor. o yüzden, ileride hayal kırıklığı yaşamamak için şimdi az istiyormuş gibi davranmayacağım, kendimi kandırmayacağım. ne bileyim, bir zamanlar söylediğim gibi, hayal kırıklığına da üzüntüye de değecek şeyler var bu hayatta. biri de bu işte. hani, olacağından emin olabildiğim bir şey olmamasının yanında, olması da bütün gezegenlerin doğru yerde olmasına, birkaç tane yıldız kaymasına, bir uğur böceğinin tam zamanında uçmasına ve benim bir dört yapraklı yonca, bir tavşan ayağı, bir at nalı gibi şeyler bulmama bağlı neredeyse.

tabi, bunların yerine birkaç iyi dilek de gayet işe yarayabilir :)