Pages

23.1.14

neymiş

neymiş; olur olmaz her şeye koşturup vaktimi deli gibi doldurmamın bir anlamı varmış. bu aslında yaşadığım öfkenin ve kıskançlığın dışavurumuymuş. ayrıca bunlara bağlı olarak, çok iyiymişim, yardımsevermişim, hep güleryüzlüymüşüm. kaygımla baş etmekte zorlandığım yerler varmış ama daha iyiye gitmişim. yine de olumsuz duygularımla daha barışık olmalıymışım. 

ve neymiş; anca duygularını belli edince birbirine yakınlaşabiliyormuş insanlar. herkesin varlığını hissetmek önemliymiş, "o da olmasa da olur" demek olmazmış. herkesin desteği birbirinden farklıymış. herkesle bir şekilde yakınlık kurabilmek gerekirmiş. herkes kimbilir neler neler yaşıyormuş ve kimbilir yaşadıkları ne gibi şeylerden dolayı böyle davranıyorlarmış. 

ben bu zamana kadar bunların ne kadarını düşünmemişim? daha da önemlisi nasıl olmuş da düşünmemişim? 

diyorum ki, iyi ki bu yolu seçmişim. 

22.1.14

"ben burdayım; hadi benle ilgilenin"

her güne bir yazı'yı yalan ettim. ama bugün çok üstü kapalı bir şekilde bir şey anlatcam size.

şimdi, ben "ben burdayım, hadi benle ilgilenin" demenin bin bir yolunu bilenlere ne kadar sinir olduğumu, onları ne kadar yapmacık ve çocuksu bulduğumu yeni anladım. şu anda da çevremde sürekli kendinden bahseden, sürekli sevgi kelebeği olan, insanlara küçük sürprizler yapıp duran, hiç olmadı en ufak şey için sıkıldığı canı anında yüzünden okunabilen birkaç kişi var. bir de sonra, bazen, bütün bunlar çok işe yarıyor ama bu durumdan da suçluluk hissettiklerini söyleyip ilgi almaya devam edebiliyorlar.

ve ben delirme noktasına geliyorum. herkesin ilgiye ihtiyacı vardır; bunu bilmek için psikolog olmak gerekmez. ama herkesin ilgi çekme yolu farklıdır ve insanlar bazen en etkili yolları bulmakta zorlanabilirler. daha da kötüsü, aslında ilgi çekmek için yaptıkları şeyler, kendilerini daha ilgisiz bir durumda bırakabilir. dolayısıyla, ihtiyaçları bir kez daha giderilmemiş olur. bunu fark ettiğinde ise, değiştirmek için psikolog olmak yetmez.

sorun burada başlıyor; öfkemin bir kısmı gerçekten benim aynısını yapamıyor oluşumla ilgili. ay ama kalanı... öeh.

19.1.14

splendor in the grass

pazar gününe özel mutluluk şarkısı.


adamın ağaçtan kurtardığı balonları kızın gökyüzüne bıraktığı sahnede aklımdan geçen tek şey: yoo, hayır, balonlar çok fazla yükseldiklerinde patlamıyorlar, hayırhayır, kesinlikle elimizden kaçan veya bilerek bıraktığımız uçan balonların gökyüzünde buluştuğu, birlikte uçuştukları bir yer var. bu çok hayalperest bir düşünce gibi gelebilir size ama elimde kanıtım olmadan konuşacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. şöyle ki, gerçekten balonlar patlıyor diyelim, gerçekten de hava basıncı düşüyor, balonun içindeki havanın basıncından dolayı lastik gittikçe geriliyor ve balonlar patlıyor diyelim. o zaman, patlayan balonların parçaları nerede? bana söyler misiniz? aranızda yolda yürürken patlamış bir balon parçasına denk gelmiş bir kişi var mı mesela? yok. bu parçaların hiç gökyüzünden süzülerek düştüğünü gördünüz mü? görmediniz. o zaman tartışma bitmiştir; balonlar yükselirken artık üzülmenize gerek yok, gönül rahatlığıyla ve mutlulukla bu güzel manzarayı izleyebilirsiniz.

ama şarkıda da dediği gibi... "maybe i'm a hopeless dreamer, maybe i've got it wrong" :)

18.1.14

yaşasın yıllık izinler

kendime güzel bir ödül verdim ben: bir haftalık izin

zamanlamam manidar; çünkü tam da doktoranın ikinci senesinin en stresli olayının ertesi. evet. dün bütün dönem takip ettiğim danışanlardan bir tanesinin sunumunu yaptım, sondan ikinci sırada. soyadımın azizliği. en azından baştan öyle düşünmüştüm. sonra sunumlar beklenenden uzun olunca hocalar son iki sunuma kalamadı. her zaman diyorlardı da, sunumların değerlendirme amaçlı olmadığını, inanmıyorduk. onlar salondan çıkarken inandım ve rahatladım

rahatladım dediğime bakmayın, en zorlandığım danışanımı sunacaktım. neden en zorlandığıma dair farkındalığımı da yeni kazanmıştım, dolayısıyla aslında kendime hiç güvenmiyordum. yine de sunum güzel geçti. biraz uzattım ama güzeldi yine de. geribildirimlerimi aldım. yerime geçtim ve ağlayasım geldi. dönem bitmişti. aynısından bir dönemim daha vardı ama bunu atlattıysam onu da atlatırdım. ayrıca önümde kocaman bir hafta vardı. yine çok işimin olduğu ama en azından bu sefer uyuyabileceğim, gezebileceğim, film izleyebileceğim, kitap okuyabileceğim ve... yazı yazabileceğim bir hafta ! 

dolayısıyla, bir başka blogumuzda tatillerde yaptığımız, her güne bir yazı'yı yapmaya karar verdim ! bu da haftanın ilk yazısı :) 

not: konu önerileriniz varsa alırım, son günlere doğru baya sıkışıyorum sonra.