Pages

9.1.12

"i wanna go to heaven. never been there before"

ve aşık olduğunu kabul etmek, canının yanabileceğini, incinebileceğini de kabul etmek demek. ve tabi ki çoktan acı çekmiş biri için bunları aynı anda kabullenmek biraz zor. oysa insanın yalnızlığa tahammül edebilmesi mükemmel bi şey. aşık olunca, hep anlatılır ya, şapşallaşınca, saflaşınca, insan o yeteneğini de kaybediyor galiba. 

şöyle..

hayatımın büyük kısmında hiç bulunmamış olan birinin eksikliğini hissetmeye başladığımda, o kişinin, aslında bende eksik olduğunu bilmediğim bi parçamı doldurduğunu anlıyorum. aşk dediğimiz de, bu olabilir belki. bu akşam, bilmediğim bi sürü şarkı arka arkaya çalarken, yaptığım bi aşk tanımından ilk defa memnun kalmışken... 

insanın kendinde eksik olduğunu bilmediği bi parçasının varlığını fark etmesinin neresi güzel, allah aşkına?!

7.1.12

tarot

anlatmak rahatlatır. evet. o yüzden yazıyorum senelerdir.

kendi içimde boğulacak gibi olduğum zamanlar, hep, sorunlarımı küçümsediğim, yok saydığım, görmezden geldiğim zamanlara denk gelir. yalnızca herkesin hassas noktasının farklı olduğunu kabul ettiğimizde, insancıl olduğumuzu söyleyebiliriz aslında. ve o kadar kaybolmuş hissediyorum ki, yolumu tarot fallarıyla bulmaya çalışıyorum. hoş, onun da bana söylediği, yapmak istediğin şeyin peşinden git, kendi iç sesini bul falan. 

oysa osho, herkesin çok fazla konuştuğu, çok fazla şey yaptığı bi dünyada, kendini dinlemenin, istediğini yapmanın, hatta ne istediğini bilmenin çok zor olduğunu bilmiyor belli ki. uzaktan bakınca, hafiften kopuk duruyor cümlelerim. oysa hepsi tam olarak aynı şeyi, farklı şekillerde anlatıyor. çünkü ne zamandır aynı şeyler dönüp duruyor kafamda. 

kenarında iki tane saksı olan bir pencereden, istanbul boğazı'nı izleyen bir kedi olmak istiyorum. bir sonraki hayatımda.

31.12.11

2012: çift sayılı seneleri severim !

bi pattern halini almaya başladı. aralık ayı boyunca yeni yıl heyecanı yaşayıp 31 aralık'ta "hmm. çok sıkıcı." diye düşünüyorum kaç senedir. bu da aslında beklentilerimin karşılanmamasından hep, biliyorum. ama hiçbir zaman, bir şeylere karşı düşük beklentilere de sahip olamıyorum.

'u may say i'm a dreamer..'


yine de rengarenk şekerlemelerim, şarkı aralarında 'happy new year' şeklinde jingle giren radyo kanalım, birazdan izlemeye başlayacağım yılbaşı temalı romantik komedi filmimle aslında hiç de başka yerlerde 'single bells' yazarak göründüğüm kadar acınası bi halde değilim :) ve o bi şeylerin yeniden başlıyormuş hissi, o başlayan şeylerin güzel olacağı umudu yine var içimde. umarım, 2012 herkes için mutteşem geçer ! en azından, umarım, seneye bu saatlerde 'bitse de gitsek' modunda olmayız.

yine de birkaç hediye alsaydım fena olmazdı bence. :p

30.12.11

dondurma.

"bu sene babam apartman yöneticisi oldu, yaşasın, her istediğim olacak" derken, senelerdir ilk defa evin içinde örgü şal ile oturacak kadar üşüyor olmamın, dışarının soğuğuyla pek alakası yok malesef. çünkü çok iyi hatırlıyorum; bundan önce, çok daha soğukları görmüştü ankara.

işin kötüsü, bu şal boynumu çok kaşındırıyor !

ama bu haldeyken bile, annemin aniden gözümün önünde salladığı magnum böğürtlenli'ye hayır demem imkansız gibi bi şey. mm. en sevdiğim.

not : bazen çok acımasız oluyorum ve o zamanlarda aslında hep kendimden bahsediyorum.