Pages

16.11.11

işte öyle

kafamın karışık olmadığını söyleyemem. gün boyu düşündüğüm, yine de anlayamadığım, çözüm getiremediğim; bu nedenle de, rüyalarımda da uğraşmaya devam ettiğim şeyler var. uzun zamandır baş ağrısıyla uyanmıyordum. bugün bi bardak daha çay içmek istedim. oysa çayı pek sevmem ben. alışmıştım aslında birkaç senede, birkaç yakın arkadaşımla içe içe ama pek zevk vermiyor artık. zaten annem de bergamutlu çay almıyor. babam pek sevmiyor diye. babam cheesecake bile sevmiyor!

artık bir şeyleri ertelememe kararı almalıyım ama çok üşeniyorum. her kararımı uyguladığımdan değil tabi ki. bir kararımı daha uygulayamadığımı görmek istemediğimden. insan kendinden nefret ediyor öyle durumlarda. ben kimseden nefret etmem. göründüğü kadar iyi bir şey değil bu. bir zamanlar, house'un wilson'a söylediğini boş yere üstüme alınmadım sonuçta.

- you love everybody, it is your pathology !

ben bi de kapalı havayı pek sevmiyorum. elimde olsa, 'kapalı hava tatili' ilan ederim. havanın kapalı olduğu yetmiyormuş gibi, dağ başında oturmamıza rağmen, buraya kar gözükmeyecek kadar ince yağıyor. ama havada kar aydınlığı var. belki yarın sabah her şey daha güzel olur. belki de cuma sabahı.

beklediğim kişiler var. gelmiyorlar. söylemiştim, bekleyince gelmez hiçbir şey.

13.11.11

kelimeler üzerine

her şeyi, yaşadığımız her şeyi tek kelimeyle anlatabiliriz aslında. upuzun cümlelere ihtiyaç yok hiçbir zaman. yine de insan tutamıyor işte kendini. üzüldüğünde, sevindiğinde, sinirlendiğinde, özlediğinde, aşık olduğunda, acı çektiğinde, binlerce kelimeyi yan yana getirip defalarca farklı şekillerde anlatmak istiyor. "sevindim" demek yetmiyor belli ki. daha iyi anlatabilmek için, benzetmeler kullanıyor, yeni kelimeler türetiyor, zamanlar ekliyor, kişiler ekliyor. çünkü aslında tek bir kelimenin bile, karşısındakine aynı şeyi ifade etmeyeceğini biliyor. ne de olsa, kimse aynı sevinmiyor. işte, tam buradan kocaman bi boşluğa gidebiliriz aslında, o eklenen kelimelerin bile ne kadar farklı anlaşılacağını düşünüp, insanın kendini daha iyi anlatmaya çalıştıkça anlaşılmaktan uzaklaştığından bahsedebiliriz. hissettiklerimizi dile dökmeye çalışırken nasıl mantık süzgecinden geçirip özlerinden uzaklaştırdığımızı da anlatabiliriz.

ama bu kadar uzağa gitmeden, şuraya da varabiliriz. birinin hissettiğini hissettiğiniz şey, doğrudur. bu kadar.

snoopy ♥

10.11.11

hep şımarık!

yine aynı şey oldu.

bu sefer yanımda annem vardı. ben kendimi kaptırmış bi şekilde ankara'daki kültür sanat etkinliklerini gösteren kitapçığın kasım sayısını inceliyordum. bilimum müzik kurslarının ilanlarını okumakla meşguldüm. sonra bi adamla göz göze geldik, işaret parmağını kaldırarak durmamızı istedi. yanımıza gelip manken'li bi şeyler söyledi, resim çizdiğinden bahsetti. "her şey gönlünüzce olsun" diyip gitti.

nasıl olacak bilemem ama, her şey, herkesin gönlünce olsun bence de.
insanlar çok iyi ya. :)

ha bi de, kocaman kahkahalar da atabiliyormuşum meğersem.